11 Aralık 2014 Perşembe

KADİR ORAKÇI'DAN GÜNCEL BİR TAŞLAMA

    KADİR ORAKÇI’DAN BİR TAŞLAMA
                                                                                                       --İsmail KARA---
       Her devirde günün sorunları şairler, yazarlar ve diğer kalemşörler tarafından ele alınır. Çeşitli yazılar ve şiirler yazılır. Edebiyat tarihine baktığımızda bunun çok güzel örnekleri görülür.
       Genç şair kardeşim Kadir Orakçı, genellikle hece vezniyle güzel şiirlere imza atan bir yetenek. Geçenlerde de O’nun güncel bir taşlamasına facebook sayfalarında rastladım. Beğendiğim bu taşlamayı sizinle paylaşmak istiyorum. İşte o “Zamane Şiiri” adlı şiir;

İyi bak etrafa hiç etme tasa
Bulunca cebine at devri şimdi
Hortumcular için kurulmuş masa
Vurgun var pusuya yat devri şimdi

Zaman şerefsizin seyran zamanı
Yalan ateşinin sahte dumanı
Allah’ı kitabı dini imanı
Menfaat uğruna sat devri şimdi

Hak hukuk adalet gelmez köyüme
Devlet baba vatan ana neyime
Beleşten ihale yok mu beyime
Haramı helale kat devri şimdi

Cehennem narına beden dayansa
Arınmaz bu günah ateşte yansa
Bu kahpe devranda yaşamaktansa
Şu yerin dibine bat devri şimdi

Yağmur der gidip de yüzüne tükür
Haram kazançlara edilir şükür
Kapıya gelince bir garip fakir
Hadi Allah versin git devri şimdi

Cesur olmuş cahillerin korkağı
Muhtar olmuş köyümüzün ürkeği
Ne kadını belli ne de erkeği
Tarihte yaşanan Lut devri şimdi

Bakire sanırsın görsen ebeyi
Kim bilir kimlerden vardır bebeği
Bacaklar ortada açmış göbeği
Ar-namus sözünü yut devri şimdi

Sokak ortasında fuhuş yapılan
Meşruu deyip günahlara kapılan
Cahiliye döneminde tapılan
Uzza devri şimdi Lat devri şimdi

22 Kasım 2014 Cumartesi

ÖĞRETMENLER - İsmail KARA

    ÖĞRETMENLER
                                                                      İsmail KARA
      Her yıl öğretmenler gününde içime bir burukluk siner. Çocukluğumda, öğretmen olmayı çok istemiştim. Ülkemiz şartlarında öteden beri, gençlerin çoğunlukla istedikleri mesleği seçemedikleri bilinen bir gerçektir. Ne yazık ki, aynı akıbete ben de uğradım. Payıma eğitimcilik yerine, maliyecilik düştü.
      İkinci şiir kitabımın adı “Öğretmenim” dir ve ilk şiirin bir bölümü şöyledir,
      “Sana saygım sonsuzdur
      Babam gibi, anam gibi
      Öğretmenim
      İstersen kölen olurum
      Bir harfle kalmadı
      Bana öğrettiğin”
      Hz.Ali demiş ki, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum”.
      Öğretmek bu kadar önemli, öğretmenlik bu kadar kutsal…
      Büyük Önder Atatürk’e diyorlar ki;
      -Paşam milletvekili maaşlarını düzenleyeceğiz, ne kadar olsun? O şöyle diyor;
      -Öğretmen maaşını geçmesin!
      Uzun zaman bu uygulanmıştır. Hatta yakın geçmişe kadar milletvekili maaşları profesör maaşlarının altında ya da onlara denk tutulmuştur. Son zamanlardaki durum ise herkesin malumudur. Arada büyük bir uçurum vardır. Üstelik hiçbir ülkede olmayan bir şey, milletvekilleri iki yıllık görevden sonra çok yüksek maaşla emekli olmaktadırlar.
      Öğretmenlerin “Dokunulmazlık zırhı” da yoktur. Çok zor şartlar altında görev yapanların yanı sıra, o eski saygınlıkları da korunmadığı için; bazı yobaz veli ve öğrencilerin tehdit ve saldırılarına bile uğramaktadırlar. Çeşitli şekillerde darp edilen veya öldürülen nice öğretmenlerimiz oldu.
      Öyle ki, bazen siyasî iktidarların da hedefi oldular. Yerden yere sürüldüler. Değişik kıyımlara uğradılar/uğratıldılar.
      Tüm öğretmenlerimiz, her yönden ne kadar huzurlu olursa; o kadar verimli görev yaparlar. Bu nedenle, onları mutlu edebilecek tüm önlemler alınmalıdır.
      Eğitim ordumuzun bireyleri olan öğretmenlerimizin ayrıca fevkalade donanımlı, son derece bilgili yetiştirilmesi ve bunun için de azami bir gayret sarf edilmesi gerekir.
Eski Milli Eğitim Bakanlarından merhum Tevfik İleri’nin öğretmen yetiştiren kurumların yetkilileriyle yaptığı bir toplantıda onlara hitap ederken söylediği şu söze bakınız;
      -Sizden essah (gerçek) öğretmenler yetiştirmenizi istiyorum.
      Büyük Önder Atatürk de 1924 de öğretmenlere şöyle seslenmiştir;
      “Öğretmenler! Yeni kuşağı, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri,
sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni kuşak, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni kuşağı, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir”.
      Başka bir sözünde öğretmeni şöyle anlatır;
      “Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir”.
      Yurdumuzun ikinci güneşi olan tüm “essah” öğretmenlerimizin gününü sevgi, saygı ve minnetle kutlar; daha huzurlu, daha aydınlık bir gelecek dileriz.
         

20 Kasım 2014 Perşembe

VEFA - (İsmail KARA)

    VEFA
                                                                                           İsmail KARA
      Vefa nedir?
      Vefa, birbirini uzun süre sevmiş olan insanların, bu sevgilerini kesmeyip uzatmalarıdır.
      Dostluğu, arkadaşlığı sürdürmektir. Unutmamaktır.
      Bir atasözünde dendiği gibi; “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır”.
      Sevgili dostum İsa Kayacan, radyo program konuğum iken ya da başka sohbetlerimizde hep şunu söylemiştir; “Artık vefa İstanbul’da bir semtin adı olarak belleklerimizde yaşıyor ve yaşayacaktır. Günümüzde, eski anlamını yitirmiş durumdadır”.
      Kayacan’a tüm kalbimle hak veriyorum.
      İnsanların iki yüzlülüğü, sahte dostluklar, çıkar karşılığı sevgi gösterileri öylesine arttı ki; ayırdını yapabilmek de bir hayli zorlaştı.
Ben bile vefasız ve sahte dostlarımdan birçok darbe yedim. Bunları yazı ve şiirlerimle de dile getirdiğim zamanlar oldu. Epeyce akıllandım. Ama çok da geç kaldım. Bu yaştan sonra akıllanmanın da pek yararı yok.
      Dost dost dedim çok kişiye,
      Tanışıp da ettim toka…
      El verdim de kimden kime,
      Şoktan çıktım, girdim şoka…
      Şemsettin Küzeci dostumun bana birkaç yıl önce hatırlattığı bir Hollanda atasözü var; “Bir eşek, aynı çukura iki kere düşmez”. Ben iki de düştüm, üç de… Makul görmenin, affedici olmanın da cezaları yok değil…
      Şair Ali Akçeken ise bir şiirinde şunu söylüyor;
      “Ayna sandım ben her yüzü
      Senet bildim tatlı sözü
      Sırtımdaki bıçak izi
      Dost bildiğim kuldan geldi”.
      Vazgeçtim vefadan filan, vefa beklerken; beklediğin kişiden bir de darbe yemek var.  Benden söylemesi.
      Bir fincan kahvenin hatırı ise, eskiden olduğu gibi bırakın kırk yılı şimdilerde birkaç yıl bile değildir.
      Yerel bir gazete çıkarırken, birlikte çalıştığımız bir arkadaşa faturalı bir hat alıvermiştim. Yüksek miktardaki üç faturayı ödemedi ve cereme olarak bana döndü.
      Aynı gazetede çalıştığımız bir arkadaşı, bir yakınımın kızı ile evlendirdik. Adam bana ödemesi gereken borçlarını ödemedi ve bizimle görüşmeyi de kesti. Sanki ona karşı ben suçluyum. Sanki ben ona borcumu ödemedim. Bu nasıl insanlık, bu nasıl vefa? Anlamış değilim.
     Tabiî bu örnekleri çoğaltmak mümkün… İyilik yap, kötülük bul.
     Dönüyorum dostum Dr.Şemsettin Küzeci’nin hatırlattığı özlü söze ve soruyorum kendi kendime; “Yahu ben iyi niyetim yüzünden kaç kere çukura düştüm. Bir eşek kadar bile olamadım mı acaba?”  (Acabası da fazla gibi).
     Şunu da unutmamak lâzım; “Hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz; ya ceza görür, ya da mükâfat”.  Ünlü şair Mehmet Akif ise şöyle demiş; “Yüzsüzdür insanoğlu bilemezsin fendini / Kime iyilik ettiysen, ondan koru kendini”.
     Benim mükâfatını gördüklerim çok az gibi geliyor.
     Bazen diyorum ki kendime; “En iyisi, kimseye iyilik yapma”
     Ne dersiniz?    

17 Kasım 2014 Pazartesi

A.VAHAP AKBAŞ VEFAT ETTİ


       

       Türk Edebiyatında yaprak dökümü devam ediyor.
       Şiir ve yazıları HİSAR dergisi dahil birçok yayın organında yayınlanan şair A.Vahap Akbaş, kansere yenik düştü ve yaşamakta olduğu Çorlu’da 15.11.2014 günü vefat etti. Cenazesi, memleketi Batman’da toprağa verildi. Allah rahmet eylesin!
       A.Vahap Akbaş, 1954'te Batman'da doğdu. Batman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olan Akbaş, Çorlu'da 1977-1985 yılları arasında öğretmen, 1985-1993 yılları arasında da Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görev yaptı. Akbaş, Çorlu Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi'nde öğretmenlik yaparken isteğiyle 2001'de emekli oldu.
       İlk yazısı 1978'de Hisar dergisinde yayımlanan Akbaş'ın şiir ve yazıları, Türk Edebiyatı, Mavera, İslami Edebiyat, Kandil Çocuk, Gül Çocuk, Selam, Düş Çınarı, Yağmur, Umran, Külliye, Berceste, Gonca, Yeni Devir, Türkiye gibi dergi ve gazetelerde çıktı. Akbaş, 1993 ve 1994'te 15 sayı yayımlanan Nisan Bulutu dergisinin genel yayın müdürlüğünü yürüttü.
       Akbaş, 1982'de "Efgan" adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği'nce "yılın şairi" seçildi. Vahap Akbaş, 1984'te "Alevler ve Güller" ile Sedat Yenigün Roman Yarışması'nda ikincilik, 1987'de "Kuş Olsun Yüreğim" ile Türkiye Milli Kültür Vakfı-Gökyüzü Yayınları Çocuk Şiirleri Yarışması'nda üçüncülük ödülü aldı.
       Şairin “Sevgi Gazelleri” adlı şiirini aşağıda okuyunuz.

Girdiğim bütün savaşları kazandım sevginle
önüme çıkan harami dağları aştım sevginle

deryalara açıldım yol yön oldun fırtınalarda
en amansız girdapları geçtim sevginle

çok karanlık zamanlarda bile ışık tuttun önüme
kirli tuzaklar pusular hep kalktı aradan sevginle

ak kuşlar dolaştı içimin göklerinde rahmet yağdı
ırmaklar aktı dağ taş çiçeklerle donandı sevginle

II

ey rahiyası çölleri dolduran gül/dolduran gül
ey hayat verecek şeylere çağıran gül

ey evrenin efendisi/ey sevgililer sevgilisi
ey yeri ve göğü rahmetle donatan gül

ey ibrahimin duası/ibrahimin duası ey
kitabı öğreten kum gönülleri veha eden gül

sen olmasaydın/sen olmasaydın
ne kalırdı hayattan/ne kalırdı ey gül



12 Kasım 2014 Çarşamba

ŞAİR OSMAN TAŞ

ŞAİR OSMAN TAŞ
                                                                       İsmail KARA
Anadolu’nun bazı yörelerinden şimdiye kadar halk ozanı,
çok şair yetişmiş ve yetişmektedir. Sivas, Kars, Erzurum ve
ve Kırşehir illeri sanıyorum başta gelirler.
Kırşehir’den yetişen Muharrem Ertaş, Şemsi Yastıman ve
Neşet Ertaş gibi ozanlarımızı duymayan her halde yoktur.
Bu gün size yine Kırşehir’in yetiştirdiği bir insandan,
bir şairden söz etmek istiyorum.
Osman Taş, Mucur’un Büyükkayapa köyünde 1955 de doğdu.
İlkokulu köyünde bitiren Taş, zor şartlar altında bir yandan
çalıştı, bir yandan okuyup yüksek öğrenimini tamamladı.
Ailesine katkı vererek, başta yedi kardeşinin de iş ve öğrenim
hayatında etkili oldu.
Bir bankanın şube müdürü iken emekliye ayrılan Taş, Ankara’da
yaşamını sürdürmektedir.
“Kırşehir’in yetiştirdiği bir insan” dedik. Şairlikten ziyade bence
insanlık da önemli… Şair Taş, insan gibi insan. O, karıncayı bile
incitmek istemeyen, hiçbir insanı kırmamak için azamî gayreti
elden bırakmayan çok duyarlı bir kişi…
Şimdiye kadar bir şiir kitabı çıkardı. Bugünlerde ikinci kitabını
yayınlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Aşağıya beğendiğim
bir şiiri “Deli Gönlüm” ü alıyorum.

Deli gönlüm kırk parçaya bölünmüş
Her parçası kırk yerinden delinmiş
Garip ismim dost gönlünden silinmiş
Bundan sonra bu dünyayı neyleyim
      Gönül bir dost vazo sudur sen onu kırdın
      O seni sevdikçe, sen onu yerdin
      Olura, olmaza sırrını verdin
      Bundan sonra bu dünyayı neyleyim
Güle aşık idim gül vurdu beni
Leylayı ararken çöl vurdu beni
İltifat beklerken dil vurdu beni
Bundan sonra bu dünyayı neyleyim
     Yar, terk etmiş artık bizi unutmuş
     O güzel aşkımı bir pula satmış
     Hemen kendine yeni yar tutmuş
     Bundan sonra bu dünyayı neyleyim
Osman'ım severdim seni özümden
Yar, seni sakınırdım kendi gözümden
Dünya zindan oldu senin yüzünden
Bundan sonra bu dünyayı neyleyim.
         Osman TAŞ (12.10.2014)

"YENİ TÜRKİYE" DİYE BİR ŞEY YOKTUR.


10 Kasım 2014 Pazartesi

BU GÜN HER YERDE SENİ ANIYORUZ

BU GÜN HER YERDE
SENİ ANIYORUZ ATAMIZ!
                                                   İsmail KARA
Bu gün her yerde seni anıyoruz Atam!
Sana karşı görevlerimizi pek de yerine getiremedik.
Bize verdiğin öğütler doğrultusunda yürüyemedik.
Hatta onlar, çoğumuzun bir kulağından girdi,
öbüründen çıktı. Ne seni, ne de dediklerini dikkatle
anlamaya çalışmadık. Dünyanın ta öte yanındakiler
anladı seni…
ABD anladı,
İngiltere anladı,
Japonya anladı,
Çin anladı,
Afrika’nın çok ülkesi anladı.
Hatta birçok geri kalmış, uzun yıllar sömürülmüş
koloniler bile seni ve eserlerini anladı. Onlara ışık
oldun, meşale oldun, bayrak oldun! Sayende çoğu
bağımsız birer devlet oldu.
Dahası var. UNESCO’nun üye ülkelerine;
"Bu gün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin
isim babası Mustafa Kemal'dir." denilerek verilen önerge
kabul ve uygulaması, hiçbir dünya lideri için olmamıştır.
1976 yılında UNESCO üyelerine;
“Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı,152 ülkede
ayni anda kutlansın” diye bir öneri sunulur.
İsveç delegesi birden ayağa kalkarak;
"Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var
hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?"
diye itiraz edince, bu kez Rus delegesi ayağa fırlar
yumruğunu masaya vurur, ve 152 ülkenin delegelerine hitaben;
"Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterim ki,
 ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir,
bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her
problemine çare olarak aramalıyız"
der.
Gerçekten UNESCO, 1981 yılını
Dünya Atatürk Yılı” olarak kabul ve ilan ederek,
o yıl 193 üye ülkesiyle kutladı.
Öte yandan ABD’li Prof.Arnold Ludwing, 18 yıl süren
bir araştırması sonrasında, Atatürk’ü, tüm dünya liderlerinin
en büyüğü olarak tespit ettiğini gerekçeleriyle dünya
kamuoyuna açıkladı.
Lloyd George (İng.1922) bir konuşmasında şunları dedi;
“Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki,
O büyük dâhi çağımızda Türk Milletine nasip oldu”.
Biz ise, başta on kasımlarda seni anarken;
“İzindeyiz Atam” dedik durduk. Ama gerçek bağlamda
izinde olamadık.
Senin dediğin birçok olumsuzlukları yaşadık ve yaşıyoruz.
Hatta sana ve eserlerine düşman olan bir güruhu sinemizde
yetiştirdik ve tepemize diktik.
Anlamadıkları veya anlamak istemedikleri dinimizi de yine
dinimizi ve de seni anlamayan insanlara karşı adeta bir silah gibi
kullandılar.
Senin gençliğe hitabında yer alan sözlerinin birçoğu gerçek oluyor.
Ey çok ileri görüşlü, Ulu Önder!
Bu gün içtenlikle seni anıyoruz, sana olan sevgimiz daha daha 
artıyor her geçen gün. Huzurunda saygıyla eğiliyoruz.

6 Kasım 2014 Perşembe

BAYRAĞIM VE VATANIM

      BAYRAĞIM VE VATANIM
                                                                                                      İsmail KARA
      Türk milleti için çok kutsal iki varlıkdır; bayrak ve vatan…
        Hemen hemen her Türk insanı, bayrağı ve vatanı uğrunda canını vermeye hazırdır. İşte bu milleti, millet yapan unsurlardan birisi, bu sevgi ve beraberlik duygusudur.
        Yine bitirilmiş bir Osmanlı İmparatorluğu kalıntılarının yerine, milleti bir araya getirerek olağanüstü bir azimle, üstüne çöreklenmiş düşman ordularını bertaraf edip yeniden ve dünyaya örnek bir Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya duyulan bağlılık da bu kutsiyete dahildir.
        Her ne kadar başta batı dünyasının gayretleriyle bu sevgiler yok edilmeye çalışılsa da, yine de dimdik ayakta kalacaklardır.
        Dolayısıyla yine Atatürk’ün dediği gibi; “Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır”. Onu hiçbir güç yıkmaya, yok etmeye muvaffak olamayacaktır.
        Asil Türk milleti, kendi öz varlıklarını korumayı bilecek ve bunda da daima başarı sağlayacaktır. Son zamanlardaki bazı olumsuz gelişmeler, hiç kimseyi yıldırmasın.
        Size “Bayrağım ve Vatanım” adlı şiirimi sunuyorum:

      Doğdum doğalı hayranı olduğum,
        Doyamadığım, hiç kıyamadığım,
        İki varlık var canımda bulduğum;
        Biri bayrağım, diğeri vatanım.

        Bana el veren, kollarıyla saran,
        Bir anam gibi şefkatiyle duran,
        Bazen ruhumda tarihi haykıran;
        Biri bayrağım, diğeri vatanım.

        Bugün özgürce göğsümü gerdiğim,
        Derin bir aşkla gönlümü verdiğim,
        Ta ciğerime, kalbime gömdüğüm,
        Biri bayrağım, diğeri vatanım.

        Bunun sırrını bilmiyorum niçin?
        Aklıma gelir, parçalanır içim…
        Canım fedadır kardaş onlar için,
        Biri bayrağım, diğeri vatanım.

        Ay-yıldızıyla birleşmiş yüceden,
        Güneşçe doğup, parlamış geceden,
        Atalar kanı işlenmiş inceden,
        Biri bayrağım, diğeri vatanım.

        O kadar sıcak ki onların yüzü,
        Allah ebedî ayırmasın bizi…
        Bir bütün olmuş kaynaşıp ikisi,
        Biri bayrağım, diğeri vatanım.



3 Kasım 2014 Pazartesi

HER SABAH (İsmail KARA)

HER SABAH

Her sabah uyanıp kalktığınızda, sevinin! Dua edin!
Çünkü, her sabah bir başlangıçtır güne, yaşama…
Uyku halinin, yarı ölümden farkı ne?
Her sabah, yeniden doğmak gibidir.
Gülümseyin!
Selamlayın evdeki insanları.
İnsan mı yok, aynaya bakıp kendinizi…
Ayna mı yok, duvarları.
Yeniden gözünüzü açtınız ya, yeniden gördünüz ya…
İyimserlikle, iyi gözlerle bakın her tarafa, her şeye…
Ki, pozitif enerjiniz, pozitif bir gün getirsin size…
Kollarınızı yana açıp aşağı yukarı oynatın.
Derin derin nefes alın.
O anda hastane odalarında zorlukla nefes alanları düşünün.
Dünü ve dünden öncesi yaşadığınız olumsuz ne varsa,
unutun! Şükredin Allah’a…
“Bu gün de varım, bu günde yaşıyorum” deyin!
Karamsar olmayın ve karamsarlığın kollarına
kendinizi asla bırakmayın.
Yeri gelmişken, Birinci Demet adlı kitabımdan
Her Sabah adlı şiirimi de sunayım size;
Her sabah bana bir can gelir,
Bir ömürle bin heyecan gelir.
Ve Allah’a açılırken ellerim,
Bu sabahlarım hiç bitmesin dilerim.
Her şeye rağmen, siz de yaşamayı sevin!
Dünyayı sevin! Onda nice güzellikler var, yeniden
keşfetmeniz gerekmeyen… Görmeye çalışın!
Şunu da unutmayın; bakmak ayrı bir şey, görmek yine
ayrı bir şeydir. Bakın ve de görün!
Ne kimilerinin size karşı yaptığı haksız davranışları,
ne de etkilenebileceğiniz tüm olumsuzluklar,
yıldırmasın sizi…
Güçlü olun, güçlü olduğunuza inanın!
Uyuşuk,
mızmız,
sinameki tipler arasında yer aldığınız sürece,
her şey üstünüze üstünüze gelir.
Kaçamazsınız. Kaçacak gücü de bulamazsınız.

31 Ekim 2014 Cuma

BOLU DAĞLARI SUSKUNDUR ŞİMDİ

    BOLU DAĞLARI SUSKUNDUR ŞİMDİ
    Rasim Köroğlu (1953-30.10.2014)
       Bir süredir Ankara Hacettepe Hastanesinde tedavi gören ünlü şair Rasim Köroğlu, 61 yaşında (30.10.2014 günü) vefat etti. Biz dostları olarak üzgünüz.
       Köroğlu, son zamanların Türk hiciv şiiri ustalarındandı. Ülkenin çok yerinde düzenlenen şiir programlarına coşku katan ve aranan biriydi. Pek çok radyo ve TV programlarında da ilgiyle izleniyordu. Ünü yurt dışına da taşmış, bir çok ülkede şiirlerini okumuştu.
       Taşlama ve hiciv ustası şairimizden sürekli kitap isteniyordu. Bu istekler O’nu zorladı ve ilk kitabı “Körün Taşı” adlı eserini, Kasım 1999 da yayınladı. Kitabın hemen başına aldığı bir dörtlüğü şöyle;
       Sanmayın ki felek hoş tuttu beni,
       Ne doldurdu ne de boş tuttu beni,
       Düşmanın attığı değmeden geçti,
       Hep kendi attığım taş tuttu beni…
       “Bitti Bitecek” adlı şiirinde gelin kaynana savaşını işlemiş ve dörtlüğün birinde şunları yazmış;
       Ben de duyamadım sözün başını,
       Gıcırdattı anam sıktı dişini,
       Yerden kalkmayan o eğri kaşını,
       Biri çattı, biri çattı çatacak.
       “Deli Gibi Seviyom” adlı şiirinden bir dörtlük alıyorum aşağıya;
       Vura vura silktin benim tozumu,
       Sen vurdukça güleç tuttum yüzümü,
       Bünyan’da dokutmuş felek bezimi,
       Halı gibi seviyom kız ben seni…
       “Kızıyom” adlı şiirinde bir dörtlükse şöyle;
        Hem kendisi hırsız, hem de yakını,
        Kıran alsın gitsin onun kökünü,
        Kaç olursa olsun toplam yekünü,
        Düzenbazın sürüsüne kızıyom.
        Bu kadarcık örnek, O’nun şiirlerini anlatmaya elbette yetmez. Eskişehir’de oturan şair dostları, O’nu çok daha iyi anlatır. İbrahim Sağır diyor ki;
        Şiire tatlı bir ahenk getirip,
        Neşeli mısralar dizer Köroğlu.
        İki meydan savaşını bitirip,
        Kabara kabara gezer Köroğlu.
               Kılıç kullanmaz, ok savuramaz,
               Bolu dağlarına mesken kuramaz,
               Taşı kırar ama gönül kıramaz,
               Kenarda, köşede tozar Köroğlu.
         Kendini çok usta bir ressam gibi,
         Resmeder, söz ile çizer Köroğlu.
         Köroğlu, 1974 de Ankara Erkek Öğretmen Okulunu bitirerek başladığı öğretmenlik hayatına 2000 yılında emekli olmakla noktayı koyar. Bu arada Açık Öğretim Fakültesinde de yüksek öğrenim yapmıştır.
         Bolu dağlarına mesken kuramadı ama, şiirseverlerin gönüllerine taht kuran Rasim hocaya Allah’tan rahmet diliyoruz.

28 Eylül 2014 Pazar

YALAKALIK - İsmail KARA

      YALAKALIK
                                                                                       İsmail KARA
     Yalakalık, her dönemde geçer akçe gibidir. Fakat, son yıllarda daha fazla değer kazanmıştır.
     İnsanlar yalakalık sayesinde pek çok işini daha rahat gördürebilir. Merdivenleri daha rahat çıkabilir, tepelere doğru daha rahat tırmanabilir.
     Bazı insanlar ise, onun değerini diğerlerine göre fazlasıyla takdir eden ve bilen kişiler olarak; yalakalıktan daha çok yararlanmaya çalışırlar.
     Başta devlet kurumları olmak üzere bazı yerlerde bir kısım kişiler hiç yeterli olmadıkları halde, yalakalık sayesinde üst makamlara gelir ve terfi üstüne terfi ederler.
     Yalakalığın bir başka adı da “yağcılık” dır.                                                 
     Çocukken sokaklarda bağrışırdık; “Yağ satarım, bal satarım! Ustam ölmüş ben satarım!”. Oysa, yağcılığın ustaları hiçbir zaman ölmez. Bir usta ölmeden, yerine geçecek onlarca usta yetiştirir.
     Eskiden kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapanların siyasî görüş ve düşünceleri, başkaları tarafından pek bilinmezdi. Şimdi neredeyse her görevlinin siyasî tutumu, herkesçe bilinir hale geldi. Çoğunlukla iktidar partisi sempatizanı gibi görünmeye çalışıyorlar. Çünkü, aksi halde hezimete uğramak da var. Başka yerlere sürülme, terfi edemeyip yerinde sayma vb. gibi… Adam ne yapsın? “Yalakalık” adlı şiirimi de okuyalım bu arada…

      Duman olur işin senin,
      Edemezsen yalakalık.
      Küser gider eşin senin,
      Edemezsen yalakalık.
      *
      Başımızın tek tacıdır,
      Çoğu derdin ilacıdır,
      Sonra halin pek acıdır,
      Edemezsen yalakalık.
      *
      Sussan boşa, coşsan boşa,
      Yalaka ol, güzel yaşa!
      Vurma sakın başı taşa,
      Edemezsen yalakalık.
      *
      Aşık söyler doğru sözü,
      Budur aslı, işin özü,
      Şişirirler bir gün gözü,
      Edemezsen yalakalık.
      

15 Eylül 2014 Pazartesi

KADIN DESTANI ve İSA KAYACAN (131.Kitap)

KADIN DESTANI
                                                                                                  İsmail KARA
Abartmasız 45 yıllık dostluğumuz olan bir şair ve yazarı anlatmak istiyorum.
Bir zamanlar O’na “Daktilo makinesi” demiştim.
Bilgisayar yaygınlaşınca, daktilo makinesinin yerini “Bilgisayar” ile değiştirdim.
O, âşık bir adam… Mecnun gibi filan değil… O’nun aşkı, “yazma aşkı”.
Şimdiye kadar basında 43 bin civarında yazısı/makalesi yer aldı. Bu bir rekordur.
Son iki yıldır hasta… Ama hastalığı bile yıldırmadı O’nu. Vaktinin büyük bir bölümünü bilgisayarının önünde geçirdi.
Yayınlanan 130 kitabı bile O’na göre az idi.
Kimden söz ettiğimi, pek çok arkadaşımız tahmin etmiştir.
Evet! İsa Kayacan’dan bahsediyorum. Prof.Dr. İsa Kayacan’dan…
O, başarılarıyla ve eserleriyle “Guinness Rekorlar Kitabı” na girmeyi haketmiştir.
Kayacan, hakkında şimdiye kadar çok sayıda yazı ve şiir yazıldı, yayınlandı. Fakat, biri var ki, en geniş kapsamlı olanı; “Destanlaşan Köylü İsa Kayacan” dır. Şair ve yazar dostum Mustafa Ceylan’ın eseri…
Yoksul bir köylü çocuğunun Burdur’dan Ankara’ya gelişi, azimle çalışması ve öte yandan tahsil hayatı, memuriyeti, basın danışmanlığı, yazarlığı vb. konular geniş bir şekilde ele alınmıştır. Okuyunca gıpta etmemek mümkün değil…
Fırından taze çıkmış ekmek gibi 131.kitabı geldi bana…
Kayacan’ın bu son eserinin adı; “Kadın Destanı” dır. Burdur Ticaret ve Sanayi Odası Yayını… Yazar hemşerilerine sahip çıkmaları sebebiyle Odanın başkan yöneticilerini ayrıca kutluyor ve saygılarımı sunuyorum.
Eser, güzel bir kapak ve iyi bir baskıyla 200 sayfa…İlk yüz sayfası, kadınla ilgili. Sonra şiirlerinden seçmeler (bazıları Türkçe ve İngilizce), bestelenenler, notaları, kadınlar hakkında söylenen bazı özlü sözler, bazı yazılar, Kayacan’ın eserlerinin listesiyle sürüyor.
Kitaba başlarken “Kadının en büyük vazifesi analıktır” diyen M.Kemal Atatürk’ün bazı sözlerini bize hatırlatıyor. Önsöz ve sunuştan sonra olumlu görüş ve izlenimlerle anlatılanların ele alındığı birinci bölüm başlıyor.
“Kadın; Sevgilidir, eşdir, sultandır, kahramandır,
Kadın; Zorluklar karşısında, ayakta durandır” gibi övgü dolu sözlerle sürüyor ve  49.sayfada ikinci bölüme geçiliyor. 65.sayfada üçüncü bölümle devam ediyor.
Dördüncü bölümde “İsa Kayacan’ın sevgi dünyasından seçilen şiirlerle İngilizceye çevrilen ve bestelenen şiirleri yer alıyor. Altıncı bölümde kadınlar hakkında söylenmiş
ünlülerden seçme özlü sözler var.
Kitaplıklarımızı değerlendirecek bir eser; Kadın Destanı… Okumanızı öneriyor ve İsa Kayacan dostumu bir kere daha kutluyorum.